Coğrafi Keşifler, günümüzde Osmanlı Tarihini incelerken sürekli karşımıza çıkmaktadır. Kimi; Osmanlı, Kanuni “Salak” olduğundan koloni kuramadı der, kimi ise kaderimizdir der. Bugün bu soruya net bir cevap bulmaya calışacağız.

Coğrafi Keşifler’in Tarihi

İlk olarak coğrafi keşiflerin nedenleri bakmamız gerekir diye düşünüyorum. Böylece ilerlerken herhangi bir sorunla uğraşmayız. Coğrafi Keşifler konusu ilk olarak eskiden Kontantinapolis olan İstanbul’un Fethinden sonra gündeme gelmiştir.

Bunun birkaç sebebi var. Birincisi, İstanbul’un Türklerin eline geçmesiyle önemli ticaret yolları Türklerin eline geçmeye başladı. Bu da Avrupalılar yani devamlı Türklere rakip olan devletleri hoşnutsuz kıldı zira bu, Osmanlı’ya bağımlılık demekti.

Coğrafi Keşiflerin sebebinin ikincisi ekonomikti: Baharat Yolundan gelen ürünler her gün daha pahalı oluyorlardı. Bunun nedeni ürünlerin çok fazla kişinin elinde dolaşmasıydı. Avrupalılar da eğer direkt olarak Hindistan’la bağlantı kurabilirlerse bu masraf çok az bir boyuta inecekti.

Bunun sonucunda da bazı kaşifler devletler tarafından görevlendirildi. İlk olarak İspanya ve Portekiz bu işin üzerine en çok düşenler oldu.

Dosya:First Voyage, Departure for the New World, August 3, 1492.jpg
I. Isabelle, İspanya’dan ayrılmak üzere olan Cristopher Columbus’u (Kristof Kolomb) uğurluyor.

İlk olarak I. Isabelle, Kristof Kolomb’u yolladı. Kristof Kolomb 1492’de günümüzde Amerika dediğimiz yere ulaştı, fakat burayı Hindistan zannetti. Yakın zaman sonra Amerigo Vespucci de keşfe çıktığında Kolomb’un Hindistan zannettiği yerin aslında yeni bir kıta olduğunu anladı.

Bundan sonra ise Tordesillas Antlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Portekiz, Brezilya ve çevresini, İspanya ise de Brezilya’nın kuzeyini, Küba dediğimiz adayı ve Meksika’yı alacaktı. Bunun sonucunda bu iki devlet bölgeye conquistator yani kaşif diyebileceğimiz insanları yolladı.

İlk başta kıta anlaşılmaya çalışıldı, hemen kolonileştirilmeye başlanmadı. Kolonileştirme çağı daha çok 1510’lardan sonra olmuşa benzemektedir. Mesela o dönem conquistator olarak yollanan Hector Cortés Meksikayı, Orta Amerika’yı dizginlemiştir. Mesela Cuauhtémoc: İşkenceye Direnen, Gerçek Bir Kahraman şu yazımızda anlattığımız üzere Cortés çok acımasız bir conquistator’du.

Conquistator Hernando Cortes

Aynı zamanda yerlilerin yanına giden Avrupalılar, içlerinde bulunan hastalıkları ister istemez yaydılar. Tabi ki de bu hastalıklara bağışıklığı olmayan yerliler çok büyük sıkıntılar içine girdiler. Üstte uzantısını verdiğimi yazıda bundan bahsetmiştik. O yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz.

Zaten Rönesans sürecine giren Avrupa salgın hastalıkla birlikte yerlileri yendiğini söyleyebiliriz. Ama salgın hastalık olmasaydı yenemeyebilirlerdi. Zira bu bir coğrafi mesele; oradaki yerliler yıllarca orayı biliyorlar. Vietnam’daki ABD askerlerinin durumun hatırlatmakta fayda var.

Devam edecek olursak süreç böyle ilerledi. İngiltere ve Hollanda da koloni yarışına geç kaldıklarından bol bol korsanlık yaptılar. Bardağı taşıran son damlalar ile II. Felipe, İngiltere’yi feth etmeye çalıştı, fakat hava koşullarından dolayı ağır bir yenilgi aldı. İngiltere’nin koloniliciğe adım atması da bu dönemle denk gelir.

Gerçekten de “Cesur Yeni Dünya”. Bilmediğin yerlere adım atmak…

Bundan sonra bu konuya pek devam etmeyeceğim, zira bunlar ayrıntı olur ve bu yazının ana temasından dışarı çıkmış oluruz.

Osmanlı Neden Kolonicilik Yapamadı? Padişahlar Mı Beceriksizdi yoksa Kader Miydi?

Bu sorunun cevabı basit değildir, ve çok boyutlu incelenmesi gerekir. Bu soru üzerine “Kanuni Salak” diyenleri, Yavuz Sultan Selim’e ağza alınmayacak ithamlarda bulunanları da gördüm. İlk olarak tarihte bir şeylere böyle bakılmaz. “Hitler Türkleri severdi” gibisinden.

İlk olarak Portekiz ve İspanya’nın özelliklerini inceleyelim, ne yaptılar, nasıl kolonicilik yaptılar? Bunun en büyük nedeni Amerika’ya yakın olmaları ve denizcilik kültürü olması. Mesela daha keşif çağı başlamamışken bile Portekizler Batı Afrika’nın büyük bölümünü keşfetmişlerdi.

Ayrıca, Avrupa’daki sert engizizasyon görüşüne karşı İspanyol Liderleri Dünya’nın yuvarlak olduğunu düşünerekten Hindistan’a ulaşabileceklerini düşündüler. Mesela I. Isabel. Ülkesinin potansiyelini iyi kullandı.

Ha, İspanya veya Portekiz’in yerinde olup da coğrafi keşif başlatmayanlar da olabilirdi. Bunun nedeni yüksek ihtimalle liderlerdi. Bunun aksine dönemin İspanyol Lideri, I. Isabelle çok iyidi.

Bunun yanında İspanyollar reconquista‘yı gerçekleştirdiklerinde yani Granada’nın fethiyle Müslümanların yarımada dışına atılmasıyla genişleyecek yer bulamadılar. Kuzeyde güçlü Fransa, Güneyde ise Osmanlı’nın koruduğu devletler vardı. Bu yüzden coğrafi keşiflere daha çok yöneldiler.

Coğrafi Keşifler
Licence: CC BY-SA 4.0

Gelelim Osmanlı’ya: Sorun Neydi?

Şimdi Osmanlı’nın sorununa bakalım. İlk önce söyleyelim ki padişahlar salak falan değillerdi. Şartlar böyleydi, şimdi bunu açıklayalım.

Osmanlı yıllar boyunca bir Akdeniz ülkesiydi, donanma kültürü de böyleydi. Çaka Bey’den bu yana donanmanın kültürü aynıydı. Bu ne demek? Akdeniz genelde rüzgarsız bir havaya sahipti. Bu nedenle yelkenli gemiler değil, de kürekli gemiler tercih edildi.

Bu yüzden Osmanlı gemileri bir kere, okyanus şartlarına uygun değillerdi. Dediğim gibi bu bir kültür işiydi, mesela İngiltere yüzyıllarca aynı tip gemilerin kullanıyor, Zira Portekiz ve İspanya da. Fakat Osmanlılar, hayır. Uzaktan yakından alakası yok.

Bu gemileri isteseniz de inşa edemezdiniz inşa edemezdiniz, zira hem usta yok hem de sürdürülebilir değil. Bu gemilerin tamiri var farklı kullanımı var. En başta deneyimli mürettebat ve kaptan yok. Deniz kültürü okyanus değil çünkü. Ve sıfırdan da kültür yaratmak zordur.

Portekiz bir Karavel. Osmanlı bu tip gemileri kullanmıyordu, bu da Osmanlı’nın okyanusa çıkmasında engeldi.
Licence: CC BY-SA 3.0

Diyelim ki yelkenli gemiler yapmaya başardık, mürettebat ve kaptan da bulduk. O zaman yine keşifler yapamazdık. Bunun nedeni Osmanlı’nın gemilerini dinlendirebileceği bir üs olmaması. Mesela Karayiplere en yakın Osmanlı Limanı Cezayir’de. Fakat oradaki limanların da hava koşulları iyi değil. Uzun bir süre konaklayamazsınız.

Barbaros Hayreddin Paşa bile gemileriyle, İspanyol Seferindeyken Cezayir’de değil, Toulon’da kışı geçirmişti. O yüzden Osmanlılar nasıl koloni yapsın? Bunun yanında da Amerika’dan zenginliklerin Cebelitarık Boğazı yoluyla nasıl getirileceği de soru işaretleri ile kaplı bir kutudur.

Bir başka neden ise Osmanlı’nın devamlı savaşmasıdır. Fransa bir okyanus ülkesi olmasına rağmen koloniciliğe geç başladı. Bunun nedeni kasvetli savaşlardı. Bunun gibi de Osmanlı Devleti sürekli savaşıyordu. İster istemez savaşırken uzak bölgelerdeki topraklardaki otoriteler azalıyordu.

Bunun için koloni yapmak tüm gerekçeler sağlansa bile çok zor olacaktı. Jean Jacques Rousseau’nun da söylediği gibi bir devletin yüzölçümü artarsa otorite azalabilir.

Diyelim ki tüm gerekçeler sağlandı, Osmanlı Devleti sömürge yapar mıydı? Belli olmaz. Ne kadar Osmanlı İslamla yönetilse de reelpolitik ön safhalardaydı. Gerektiğinde Fransa’yla, İngiltere’yle müttefik olundu, gerektiğinde de rakip.

Yani bu a priori hipotez değildir yani gerçekleşmeden ne olduğunu veya olacağını asla bilemeyiz. Ne olacağı da o dönemin şartları gereğince olurdu, biz bunu şuan itibariyle anlayamayız.

Ayrıca her şeyden önce Osmanlı’dan daha ticari bir kültüre sahip olan Venedik bile koloniciliğe tenezzül etmemiştir, edememiştir. Tarihte bir şeyi çarpıtmanın veya tarihsel gerçekleri gözardı etmenin anlamı yoktur. Birilerine salak demedin, Yavuz Sultan Selim’e ağır ithamlarda bulunmanın da anlamı yoktur.


Yani bu bölümde anladığımız üzere Osmanlılar için coğrafi keşifler ve sömürgecilik sadece bir hayaldi. Tarihsel olaylara neden sonuç ilişkisine bakmamız gerekir, sonuç-argo ilişkisiyle değil.

Coğrafi Keşiflerin Osmanlı Üzerindeki Sonuçları

Bu bölümde hemen kısacık Coğrafi Keşiflerin sonucu üzerine konuşmak istiyorum. İlk olarak Ümit Burnunun da keşfedilmesiyle beraber ticari yoğunluk Akdeniz’den Londra’ya, Antwerp’e kaymaya başladı.

İspanyolların Yeni Dünya’daki gümüş madenleri cıva kullanarak çıkarmaya başladığında bu, Osmanlı, İran gibi devletler üzerine büyük bir enflasyon etkisi yaratmıştı. Bunun sonucunda da paranın değeri çok düştü.

Coğrafi Keşifler’in bir diğer sonucu olarak da Dünyanın yuvarlak olmasının kanıtlandığından Avrupa’daki kiliseler güçsüzleşti bunun sonucunda da “Protestanlık” ortaya çıktı. Protestanlık da Avrupa devletleri daha kapitalleşmeye götürdü. Bu kapitalleşme hikayesi için de Karl Marx Ne Umdu, Ne Oldu Bölüm #1 bu yazımızı okuyabilirsiniz.

Bunun sonucunda Osmanlı ekonomisi Avrupa ile geçinemedi ve ekonomi ağır darbeler aldı. Osmanlı ilerleyen yüzyıllarda Hindistan’dan gelen zenginliği kontrol altına alabilmek için Süveyş Kanalı’nı inşa etmeye çalıştı fakat başarılı olamadı.

Bunun sonrasında da icat etilen Matbaa ile Avrupa uçtu gitti. Ve Osmanlı maalesef geri düştü.

Günde 3600 sayfa basabilen matbaalar.

Son Söz

Bizim bugün üstümüze düşen şey, eskiden neleri yanlış yaptığımızı anlamaktır. Tarihsel gerçekleri ihmal etmenin hiçbir anlamı yoktur. Unutmayın tarih; gelecektir, tarihi anlarsak -ki bu zor bir şey- yarını anlarız. Mesela Coğrafi Keşifler, mesela Rönesans.

Avrupalılar, Müslümanları inceleyerek geliştiler, onların kitaplarını okudular. Biz de kabul edelim ki Avrupa kitaplarını da okumalıyız, (tabi ki de kendi kitaplarımızı da) bu şekilde kendi Rönesans’ımızı yapabiliriz.

Eğer lütfen bir hatamız varsa bize ulaşıp bu hatayı bildiriniz. Ki daha iyi bir web sitesi olup amacımıza daha iyi hizmet edebilelim.

Kaynakça:

Halil İnalcık, Ottoman Empire and Europe: The Ottoman Empire and Its Place in European History.

Emrah Safa Gürkan, Bunu Herkes Bilir.

Main Photograph above the text Licence

{{PD-US-expired |1= |country= |hide_us_warning= |deathyear= |reason= }}

orumlar

  1. yalçın Reply

    Pergelin sabit ayağı bu topraklarda olmalı hareketli ayağı ile tüm medeniyet tecrübeleri dolaşılmalıdır.Çin,Hint,Avrupa,Amerika,Rusya örnekleri incelenmelidir.Fakat kriterimiz,değer yargılarımız İslam medeniyeti olmalıdır.İslam medeniyetine uygun düşeni almalı uygun düşmeyeni dönüştürerek kendimize mal etmeliyiz ve yeni kurumlar-teoriler-sanat,bilim akımları ortaya koyarak insanlığa yeni bir umut ışığı olabilmeliyiz.Ancak böyle kendimiz kalarak kendimizi dönüştürmeden medeniyet tecrübesi ortaya koyabiliriz.

  2. Pingback: Cuauhtémoc: İşkenceye Direnen, Gerçek Bir Kahraman KÜLTÜRİSTAN

  3. İçerik gerçekten iyi, özellikle bilmeden yargılayanlar için “mutlaka okunması” gereken bir içerik. Sonuçta, Fatih Sultan Mehmet’ in İstanbul’ u 1453′ de fethetmediğini reddeden insanlar bile var. Emeğinize sağlık.

Yorum Yazın